yorgun argın bir yoksunluk bu bendeki bana ait onsuzluk

Cuma - seviyorum seni

Kategori: secmeler

 

 

Seviyorum seni ekmegi tuza banıp yer gibi
geceleyin ateşler içinde uyanarak
              ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi,
ağır posta paketini,  neyin nesi belirsiz,
              telâşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi,
seviyorum seni denizi uçakla ilk defa geçer gibi.
İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık
              içimde kımıldanan bir şeyler gibi,
seviyorum seni "Yaşıyoruz çok şükür!' der gibi.

 nazım hikme Ran

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma - karlı kayın ormanında

Kategori: secmeler

 

 

Karlı kayın ormanında
yürüyorum geceleyin.
Efkârlıyım, efkârlıyım,
elini ver, nerde elin?

Ayışığı renginde kar,
keçe çizmelerim ağır.
İçimde çalınan ıslık
beni nereye çağırır?

Memleket mi, yıldızlar mı,
gençliğim mi daha uzak?
Kayınların arasında
bir pencere, sarı, sıcak.

Ben ordan geçerken biri :
"Amca, dese, gir içeri."
Girip yerden selâmlasam
hane içindekileri.

Eski takvim hesabıyle
bu sabah başladı bahar.
Geri geldi Memed'ime
yolladığım oyuncaklar.

Kurulmamış zembereği
küskün duruyor kamyonet,
yüzdüremedi leğende
beyaz kotrasını Memet.

Kar tertemiz, kar kabarık,
yürüyorum yumuşacık.
Dün gece on bir buçukta
ölmüş Berut, tanışırdık.

Bende boz bir halısı var
bir de kitabı, imzalı.
Elden ele geçer kitap,
daha yüz yıl yaşar halı.

Yedi tepeli şehrimde
bıraktım gonca gülümü.
Ne ölümden korkmak ayıp,
ne de düşünmek ölümü.

En acayip gücümüzdür,
kahramanlıktır yaşamak :
Öleceğimizi bilip
öleceğimizi mutlak.

Memleket mi, daha uzak,
gençliğim mi, yıldızlar mı?
Bayramoğlu, Bayramoğlu,
ölümden öte köy var mı?

Geceleyin, karlı kayın
ormanında yürüyorum.
Karanlıkta etrafımı
gündüz gibi görüyorum.

Şimdi şurdan saptım mıydı,
şose, tirenyolu, ova.
Yirmi beş kilometreden
pırıl pırıldır Moskova...

 nazım hikmet Ran

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma - han duvarları

Kategori: secmeler

 

 

 

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı

Bir dakika araba yerinde durakladı.

Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,

Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...

Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya,

Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya

İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık

Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,

Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...

Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,

Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,

Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...

Ellerim takılırken rüzgarların saçına

Asıldı arabamız bir dağın yamacına,

Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,

Yalnız arabacının dudağında bir ıslık

Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar.

Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar

Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.

Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu.

Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince,

Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince

Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi

Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi

Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine

Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine.

Ne civarda bir koy var, ne bir evin hayali

Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,

Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan

Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan

Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,

Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...

Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine

Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine,

Bir sarsıntı... uyandım uzun suren uykudan;

Geçiyordu araba yola benzer bir sudan

Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,

Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu;

Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,

Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.

Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri

Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri

Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya

Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.

Bir noktada birleşmis vatanın dört bucağı

Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı,

Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,

Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor,

Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı

Heryüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı,

Gitgide birer ayet gibi derinleştiler

Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler...

Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,

Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;

Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,

Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...

Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,

Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken

Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;

Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı

Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa

Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;

*On yıldır ayrıyım Kınadağı'ndan

Baba ocağından yar kucağından

Bir çiçek dermeden sevgi bağından

Huduttan hududa atılmışım ben*

Altında da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi..

Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.

Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş

Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;

Araya gitti diye içlenme baharına,

Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk

Soğuk bir mart sabahı...Buz tutuyor her soluk

Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri

Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri

Bulutların ardında gün yanmadan sönuyor,

Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...

Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,

Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar

Biz bu sonsuz yollarda varıyoz, gitgide,

İki dağ ortasında boğulan bir geçide

Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden

Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden

Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla

Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla

Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu

Burada son fırtına son dalı kırıyordu

Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla

Savrulmaya başladı karlar etrafımızda

Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;

Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...

Gönlümde can verirken köye varmak emeli

Arabacı haykırdı *İste Araplıbeli*

Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana

Biz menzile vararak atları çektik hana.

Bizden evvel buraya inen uç dört arkadaş

Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş

Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor

Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor

Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri

Çicekliyor duvarı ocağın akisleri

Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor

Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor

*Gönlümü çekse de yarin hayali

Aşmaya kudretim yetmez cibali

Yolcuyum bir kuru yaprak misali

Rüzgarın önüne katılmışım ben*

Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı

Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı

Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde

Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde

Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık

Bir han yorgun argın tatlı bir uykudaydık

Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım.

Başucumda gördüğüm su satırlarla yandım

*Garibim namıma Kerem diyorlar

Aslı'mı el almış haram diyorlar

Hastayım derdime verem diyorlar

Maraşlı Şeyhoğlu Şatılmış'ım ben*

Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında

Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında

Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı

Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı

Az değildir, varmadan senin gibi yurduna

Post verenler yabanın hayduduna kurduna

Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu

Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?

Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,

Dedi

Hana sağ indi ölü çıktı geçende

Yaşaran gözlerimde her sey artık değişti

Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...

Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.

Aradan yıllar geçti işte o günden beri

Ne zaman yolda bir han raslasam irkilirim,

Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim

Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar

Dönmeyen yolculara ağlayan yaşlı yollar

Ey garip çizgilerle dolu han duvarları

Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları...

 

faruk nafiz çamlıbel

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Cuma - beşikten mezara kadar

Kategori: secmeler

 

 

 

Seni istakbal için önce gelmek cihana,

Ve başkasınan almak sonra geliş müjdeni.

Bir nefes dinlemeden yıllarca koşmak sana,

Aramak her tarafta... Bulmamak asla seni.

 

Suda, rüzgarda,kuşta senin sedanı duyup

Seni beyaz çiçekli dallar içinde sanmak.

Vuslatın rüyasını görmek üzre uyuyup

Hasretin azabına ermek için uyanmak.

 

Başka bir şekle koymak her gün güzel yüzünü,

Boyamak gözlerini bir siyah, bir maviye.

Tek seni hayal için süzerek batan günü,

Gece mahtaba dalmak, sen de dalmışsın diye.

 

Seni anlatmak üzre yazıp her gün bir gazel

Geçirmek ömrü yalnız sana dair eserle.

Saçlarını çözerek hulya dizinde, tel tel,

Bugün güllerle örmek, yarın menekşelerle...

 

Tesadüf ümidinin bittiği müşiş anda

Dudağa kanla çizmek yeniden tebessümü:

Seni istikbal için artık öbür cihanda,

Dosta el sallar gibi, davet etmek ölümü.

  faruk nafiz çamlıbel

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

bir sonsuzlukta... bir sis yorgunluguyum ben... mavicocuks@hotmail.com

Kategoriler

  • ahmet-arif
  • ahmet-selcuk-ilkan
  • attila-ilhan
  • cahit-sitki-taranci
  • Can-Yucel
  • chat-komutlar
  • Ibrahim-Sadri
  • iletisim
  • mehmet-akif-ersoy
  • necip-fazil-kisakurek
  • secmeler
  • sezai-karakoc
  • siirlerim
  • ugur-isilak
  • yazilarim
  • yilmaz-erdogan
  • yilmaz-guney
  • yusuf-hayaloglu
  • Arkadaşlarım

    dalgadeniz
    Masal
    mucahid23
    berfinhazal
    duha
    hamzadeniz
    serserialem
    hackhackteam
    azizefedogan
    benimki
    sirca
    erdenerbusrayiseviyor
    sirem
    xpyardim
    meliketig
    lamure
    dutew
    zine
    zuwere
    ahsennur
    adaynur
    cile
    gullerinefendisi
    inky
    perisel
    soruisareti
    acilarparkim
    geda
    esatca
    maviyildiz
    yomer12
    fiskeloji
    dingilawa
    asu
    nidadan
    papur
    REXNE
    jibote
    zerdust
    ArKaRiZmA
    axaxwin
    tuncercaliskan
    neslinursema1
    genocide
    sevemedimkaragozlum82
    pinarca
    kitabooku
    kubradener
    MuCiZeMM
    asityagmuru
    2bin
    erasbina
    karacocuk
    adankana
    tatlibloglar
    tanrimisafirlerim
    firatinoglu
    tellim
    1001kopru
    cemScem
    koaksiyel
    fiberoptikci
    birtutamsiir
    incesan
    JeLiBoM
    ramazanyavuz
    1tebessum
    cimkim
    ankhaber
    beyonceresimleri
    reflu
    anqie
    nazz
    NaZDaNKodLaR
    sugibiyasam
    ilkercelik1990
    ozlemaslantas
    webdershanesi
    leomaster
    bluepinkgirl
    sadness56
    sbullock
    philton
    kesintisizguckaynagi
    avrillavigne2
    farenjitnedir
    saclariniz
    yuzumhuzun
    ssoyarslan
    refikabusem94
    ebru2121
    sairkalem
    merveyildizz
    hasretinleyim
    ccna
    siberdevlet
    yemekim
    gulpare81
    zer
    girtlakkanseri
    amedi

    anLık şiir..
    çöle yagmur yagar
    aglarsın
    çöle yagmur yagdırışına değil belki
    ama ayrılıgın
    farkındasız kimi zamanlar
    yagdırır içindekini
    çiçekler yeşerir suyundan
    gözyaşlarının
    sana o an
    ondan
    kalan
    kırmızı rengi......


    amedi




    Google
    sohbetatesi.com